21 Mayıs 2018 Pazartesi

Ankara yı Keşfettik...

     Hiç hesapta yoktu oysa...geceden çok yağmur yağdı, cumartesi tüm gün evde oturur dinleniriz diye düşünmüştük. Nasılsa yağmurluydu hava. Kızımı jimnastiğe götürür gelirim dedim (bir alt sokakta).
     Mis gibi açmış hava sabah sabah. Uzun zamandır niyet ettiğim ama eşim hafta sonları işte olunca gidemediğim müzelere gün doğmuştu böylelikle. Semt Ulus olunca ürküyorum ben, eski haline göre ıslah edildi epeyce ama yine de erkeksiz yada kalabalık bayan gurubu olmayınca yanımda gidemiyorum oraya. Biz bir gittik öğlen 12:30 da....akşam 21:30 da çıktık bölgeden :)))
     Bilmediğimiz türlü türlü sokağa saptık, yokuş çıktık indik...ağzımız açık kaldı 'niye görmemişiz burayı' diye. Hamamönü nü biliyoruz, çok kez gittik. Heykel, hal ve Hacı Bayram-ı Veli Camii ni ve çevresini, Kale yi biliyoruz. Hatta geçen sene oralarda Şengül Hamamına gitmişliğimiz var. Ancak içlere girmemişiz fazla.
     Niyetimiz elimde listesi bulunan müzeleri gezmekti. İlk olarak Gökyay Vakfı Satranç Müzesi ni gezdik. Orayı ararken geçtiğimiz sokakları evleri seyredaldık. Her dükkana girip çıktık. Çok güzel dükkanlar var aralarda. Aklına gelmeyecek şeyleri satan dükkanlar yanyana :))
     Müze kart geçerli değil burda, öğrenci 5tl. yetişkin 10tl.








Üst katında Elif Gamze Bozo nun fotoğraf sergisi vardı. Bir taşla iki kuş :))



Kızım Yine anı defterine içinden geçenleri yazmadan çıkmadı (seviyorum bu huyunu).





     Aynı istikamette bulunan Rahmi Koç Müzesi ne doğru yürürken, başka başka güzellikler gördük. Herbirini çekmeye kalksam çıplak gözle bakmayı kaçıracağımdan çekmedim içime çeke çeke, buralarda yaşayanların anılarını hayal ederek gezdim. Eski hallerini düşündüm...










     Derya Kuzusu blog sahibinde okuyordum bu yerleri ben, ve hep özeniyordum keşşşke ben de gidebilsem diye :)) Gerçekten bak. Hatta eski pazen kumaşlar vardı, hatırlayanlar bilir yada basma...işte o desenli kumaşlar varmış gözümle gördüm oralarda. Dikme yeteneğim olsa kessin alır yapardım. Sonraki gidişimde (bu seferkinde acemiydim) mutfak masama alıcam nostalji olsun diye.


     Müzeye hayran kaldım, daha önce gittiklerime hiç benzemiyordu. Bu adam bilmiş bu işi dedim içimden.







     En ince ayrıntısına kadar düşünülmüş Oyuncak Ev ler yapmış adamlar, yine söylüyorum (İstanbul Oyuncak Müzesinde de görmüştük), Bu işte en iyi olanlar bana göre Almanlar.







    Mustafa Kemal ATATÜRK için bir bölüm ayrılmış müzede. Resimleri ve anılar var O'na dair. En güzeli de Atatürk'ün halka seslenişini dinleyebileceğimiz bir alet koymuşlar. Düğmeye basıp basıp dinledik Ata'mızı :)





     Buradan sonra biraz daha yürüyüp karşımıza Erimtan Müzesi çıkınca girmeme kararı aldık. Karnımız iyice acıkmıştı çünkü. Sokağı şöyle bir dolaştık, incik boncuk aldık, doooğru Hamamönü'ne. Kendimize yemek için daha öncen bildiğimiz Yeşilçam Kahve Evi'ni seçtik. İyice dinlenince Altındağ Belediyesi'nin semt halkının satış yapabilmesi için (bir aylık 1,500,00.tl) açtığı standlarda gezdik. Fiyatını biliyoruz çünkü eşim ve benim arkadaşlarımızın da standları var orada. Onları da ziyaret ettik böylece. Dolaşa dolaşa günü bitirdik, çok yorgun ama daha fazlasıyla mutlu olarak evimize döndük.
     Müze listem kabarık, fırsat buldukça bu yaz Ankara da görülmemiş müze bırakmayacağız.
     Unutmadan yazayım, biz kale civarında ara sokakların birinde bu bebekleri gördük. Çok severim ben, eskiden Almanya dan gelirdi bu bebeklerden. Benim olmadığından, çok büyüyüp elim para tuttuğunda kendime almıştım bunlardan.
     En çok alttaki pembiş bebeği beğendim, bana göz kırptı iki ara bir derede :))

      Satılıkmış bunlar. Kaç lira diye sormuş bulundum, kızımda çok beğenince. 120tl.den başlıyormuş fiyatı 1000tl ye de var dedi satıcı bayan. Teşekkür edip çıktık ama bu kadar pahalı değildi sanki bunlar, yurt dışından getirtiyorlarmış. Çok tatlılar öyle değil mi? :)


18 Mayıs 2018 Cuma

2 Saatte Konya'dayız...

     Geçtiğimiz hafta sonu günübirlik gidip geldik Konya ya. Aylık günümüzü orda yapmış olalım, hem de ziyaretimizi gerçekleştirelim istedik. 6 kadın, 3 çocuk hızlı trenle gidip geldik. Açıkcası daha önce sadece etli tandır yemek için uğradığım ama çoook merak ettiğim bir ilimizdi. Merak ediş sebebim belli; Mevlana Müzesi ni görmek, oralarda dua etmek...
     Trenden iner inmez tabana kuvvet doğru Mevlana Müzesi ne gittik, bu kalabalık beni bırakmadı herzaman ki gibi... resmen herkesler duymuş bizim gideceğimizi, e yanlız kalmasınlar biz de gidelim demişler. Hava da kapalı, kah yağıyor, kah açıyor. Yağmurdan kaçmak için kimse müzeleri boşaltmıyor. Tıkış tepiş müzeye girince, hiçbirşey anlamadan çıkışta bulduk kendimizi. Döndüğümüzde soranlara şöyle anlattım; hiçbirşey göremedim, omuzlar arasında girdim, omuzlar arasında bir baktım çıkmışım :)))
     Elimi havaya kaldırıp, neyi çektiğimi bilmeden birkaç fotoğraf çektim tabi :))) Baktık dışarda da yağmur sağanak halde, kıyıda epey bir bekledik, benim gerçek saçım kıvırcık olduğundan, nem ve yağmur tanesi görse pörsük bir hal alıyor, fönüm bozulmasın diye yağmurada çıkamıyorum :)) Bir iki poz kızımı çektim(şanslı kız, saçları düz).






 




     Yağmur dinene kadar önceden methini duyduğumuz salaş esnaf lokantası olan ama çok lezzetli bıçak arası denilen  etli pideyi yapan Karagöz e gittik. Tıka basa doyup çıktık.

     Çarşıları dolaşarak, bolca alışveriş yaparak Şems-i Tebrizi Müzesi ne ulaştık, duamızı edip, doğru tatlıcıya ulaştık. Buranın adı Bolu'lu idi, bizi şaşırttı isim olarak ama Konya da çok meşhurmuş restorant. Saç Arası denilen tatlıyı denedik. Ben görüntü ve kıvam olarak bayıldım ama keşke bu kadar şeker katmasalarmış şerbetine.

 
     Türk Kahvesi içebileceğimiz açıkhava bir mekan bulduk, Yine esnaf kahvesi şeklindeydi. Hisar Çay Evi ismi, fincanlara bayıldık, topraktan yapılmış, köşeleri renklendirilmişti. İsmi sille imiş. Satın almak istedik ama uzaktaymış yeri. İnternetten buldum resmini, benimkini silmişim.

     Konya nın kurusu çok meşhurmuş, kurabiyelerinden, kurusundan, hatta süzme yoğurdundan aldık kızlarla.
     Dikkatimi çeken birşey oldu, esnaf aynı hediyelik eşyayı her farklı dükkanda farklı fiyatta satıyordu. Genelde başka şehirlerde ağız birliği etmişçesine aynı fiyatı verirler, çok azdır farklı fiyat çeken. Biz neyseki kazıklanmadan ilk dükkandan herşeyi almışız. Gezdikçe gördük farklılığı. Kötü hava şartları nedeniyle istediğimiz kadar gezemedik, daha çok alışveriş yapıp yemek yedik ama çok eğlendik. Hep beraber yolculuk yapmak, ayrı bir keyif verdi bize.  Konya yı çok beğendim, çok temiz bir il, heryeri tarih kokuyor, görülesi çok yer var.
     En komiği de trende hem gidişte, hem dönüşte uyarılmamızdı. Yapılan anonsları üzerimize alınmayıp 'yok, bize değildir' diyerek sohbete devam ederken, görevlinin yanımıza gelip uyarmasıyla kendimize gelmemizdi :))) O kadar kadın ve 3 çocuk olunca ister istemez sohbet ettik ve farkında olmadan rahatsızlık verdik affola...
NOT: Eşimle tam anlamıyla bir Konya gezisi yapmaya karar verdik. Mutlaka gezip incelemeliyim o muhteşem yerleri.




16 Mayıs 2018 Çarşamba

Kızıma Sordum?

    

      Aşağıdaki soruları kızıma ilk olarak 28.03.2012 de sormuşum, yaklaşık 3 buçuk yaşındaymış. İlerleyen yıllarda tekrar sorarım diye düşünmüştüm. Acaba neler değişti bir bakalım dedim ve tekrar sordum. Aradan 6 yıl geçmiş, kızım şimdi 9 buçuk yaşında. Tarih 20.04.2018. İlk cevaplar siyah, yeni cevaplar mavi olanlar :)

En sevdiğin renk ne? -Kırmızı     Mor                                                                                     
En sevdiğin oyuncak ne?  -Ayşe     
Barbie Bebekleri
En sevdiğin meyve ne? -Elma          Çilek, Şeftali, Yenidünya, Muz
En sevdiğin yemek ne? -Tavuk,makarnayla tavuk   Kurufasülye+pilav, Yoğurt ve yoğurt çorbası, Mantı
En sevdiğin tv programı -Çocuk çizgilimini            Yeni Nesil Sinema Filmi
En çok hangi kıyafetini seviyorsun? -Hepsini        Siyah Tayt ve Bluz
En sevdiğin oyun? -Sakkambaç                            JimnastikSaklambaç, Ebelemece, Tombik
En sevdiğin atıştırma yemeği? -Elmalı kurusu      Cips
En sevdiğin hayvan? -Zerba (zebra)                     Zebra, Zürafa, Tilki, Baykuş
En sevdiğin şarkı? -Mini mini bir kuş şarkısı         Selena Gomez den Marşmelo
En sevdiğin kitap ? -Pembe kipap,ablimine (albümüme)    Emilie Babasını Arıyor
 koymak için varya (bebeklik albümünden bahsediyor)      
En iyi arkadaşın kim? - Azra (kuzeni)                                 Defne, Zeynep
En sevdiğin tatlı -Sütlaç                                                      Sütlaç, Künefe
Dışarda yapmayı en çok sevdiğin şey ne? -Oyun oynamak    Bilmediğim yerleri gezmek
Gitmeyi en çok sevdiğin yer? -Park                                 Trabzon Yoroz Plajı
Müzede en çok neyi seviyorsun? -Dinazoooor                Yeni Şeyleri
En sevdiğin içecek? -Gazoz                                             Alkolsüz Meyva Kokteyli
En sevdiğin öğretmenin? -Çiğdem öğretmenim               Hürriyet Öğretmen
Evde ne yapmayı seviyorsun? -Hamur yapmayı             Youtube dan video izlemeyi-yatmayı
Doğum gününde ne yapmak istiyorsun? -Pasta yapmak istiyorum   Paris e gidtmek ve ordan oyuncak almak.
Büyüyünce ne olmak istiyorsun? -Anne,senin gibi anne     Doktor ve Müzisyen
En çok kimi seviyorsun? -Babamla annemi                         Anneannemi, anne ve babamı
En sevdiğin çiçek ne? -Kırmızı çiçek tabi ki                         Papatya ve Gül
Kaç yaşındasın ? – Üç                                                         10
Gözlerin ne renk? -Kafferengi                                              Kahverengi
En çok kimi oynatıyorsun? -Azra yı                                     Defne, Zeynep, Annem
En güçlü kim? -ben                                   Babam
En güzel kim? -ben                                   Ben                                
      

     Bazısı aynı, bazısının arasında ise uçurum var, insanoğlu nasıl da değişiyor, yaş aldıkça tecrübeler artıyor, zevkler değişiyor. Bunu henüz çocuk olan kızımda bile görebiliyorum. Kimbilir birkaç yıl sonra daha neler değişecek kızımın zevklerinde, isteklerinde...

10 Mayıs 2018 Perşembe

Harikalar Diyarı, Kitaplarım ve Ben

     Sanırım 2 hafta oldu, araya başka konular girince yazamadım. Ankara da çocuklu ailelerin tercihi olan Harikalar Diyarı'na gitmek istedik. Kızım 4 yaşlarındayken gitmiştik en son. Çeşitli masal kahramalarının heykellerinin bulunduğu, aynı zamanda yapay gölle çevrili yeşil bir alan, birçok yerine de hem lunapark, hem çocuk parkları yapılmış. Hafta sonu nefes alabileceğimiz, çocuğumuzunda koşup oynayacağı bir tür park olarak tasarlanmış. İçeri daha girmeden dışarıdaki Suriyeli akınını hissettirdi bize ortam ama yine de girdik. Ancak hiç rahat edemedik, genellikle 10 yada 20 kişilik aile gurubu şeklinde, parkın hemen hemen her çim alanında yerlere oturup piknik yapanlarımı ararsınız, o güzelim çizgi film kahramalarının tepesine çıkanımı, yoksa heykelleri tüm gücüyle sallayıp kırmaya çalışanlarımı(üstelik ailelerinin yanında)? Biz eşimle gözlerimizle konuştuk ama kızıma hiçbirşey belli etmedik. Rahat oynasın hava alıp dolaşsın diye ama o küçücük haliyle bile olanların farkına varıp hem aileleri hem çocukları ayıpladı. Etrafa attıkları çöpler için kızdı, oyuncaklara zarar vermelerine söylendi durdu. Hatta durmayıp gitmek istedi. Orada bulunan kafelerde birşeyler yeriz diye düşünmüştük ama oturaklar dahi çok kirliydi. Birer soda-su alıp çıktık parktan. Bunlar bizim vergilerimizden ödeniyor diye söylendim durdum. Parkta Türkiye li iki parmağın sayısını geçmeyecek kadar azdı, bizde bir daha gitmeyiz zaten. Biz çıkarken halen kulaklarımızda, görevlilerin anonsları vardı:'lütfen oyuncaklara tırmanmayın, lütfen oyuncaklara zarar vermeyin, lütfen çöplerinizi çöp kutularına atın...vs.vs.'
     Huzurumuz kaçınca doğru dürüst fotoğrafta çekemedim. Bilmeyenler için int.den alıntı;



     Yeğenim Kırıkkale de okuyor, öyle olunca hem ziyaret yapalım dedik, hem de kendisinin yaptırdığı saça hayranlık duyunca aynısından benimde olsun diye düştük yola :)) Kırıkkale yi pek bilmem ama sene de yaklaşık 2 defa yanından geçeriz, seyahatlerimiz nedeniyle. Bu sefer gezme fırsatımız da oldu, 4 saati kuaförde, gerisini de çarşıda geçirdik. Üniversite olan şehirler genelde gelişiyor, burası da öğrencilerden nasibini almış, şirin bir şehir. Hele Üniversite nin etrafı nasıl cıvıl cıvıl olmuş. Sanırsın sahil kasabası. Bizde yeğenimin tavsiyesi ile Melih Et Mangal da güzel bir ziyafet çektik kendimize. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, harika menüler var, personel çok ilgili ve tertemiz bir mekan. Üstelik çocuklar için epey büyük bir oyun alanı yapmışlar. Yeni saçlarımdan çok memnun kaldım, Mutlu mutlu döndüm Ankara ya :)


     Bu arada Orhan Pamuk-Kırmızı Saçlı Kadın ve Yasmına Khadra-Kaddafi'nin Son Gecesi'ni okudum. İkisinden de çok etkilendim, severek ve bir çırpıda bitirdim. Kaddafi'nin hayatını ve Libya ile ilgili pek çok şey çekti ilgimi, epey araştırdım. Keşke daha uzun olsaydı dedim romanı okurken. Belki vardır uzun soluklu olanı dimi? Hiç aklıma gelmezdi Kaddafi' yi okumak, soğulsun çevirisini yapan İyi geceler küçük Joe sayesinde tanışmış oldum, emeğine sağlık, mükemmel bir anlatımdı :)




7 Mayıs 2018 Pazartesi

Kızım İçin...

     Bu ne kalabalık, bu ne izdiham yarabbim...kısa bir tatil dedik ama herkes te bizimle aynı düşünüp atmışlar kendilerini şehre. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü münasebetiyle 4 gün yaptı izni bize işyerim. Kızım çok uzun zamandır istiyordu. Listemizi yaptık herzamanki gibi. Önce Oyuncak Müze sini gördük. Sunay Akın ın toplayıp biraraya getirdiği, sergilediği binbir çeşit oyuncağı tek tek inceledik. Kendi çocukluğumuza götürdü bizi birçoğu. Dikkatimi ençok Alman oyuncakları çekti. Küçükken mahallemizdeki bazı çocukların elinde gördüğüm, (Almanya da akrabaları olanlarda olurdu) bebeklere bakınca hatıralarım canlandı. O güzel kıvırcık saçlı, kabarık elbiseli bebekler... Benim oyuncak bebeğim hiç olmamıştı ama kendime artık kumaşlardan yaptığım bir sürü bez bebeğim vardı. Örgü örmeyi, onlara etek, bluz vs. örerken öğrenmiştim. El dikişini yine bez bebeklerime diktiğim kıyafetlerle... En mutlu olduğum yıllar gelip geçti gözlerimin önünden.




                       Çıkıştaki hatıra defterine yazmak istedi kızım, hislerini, düşüncelerini.
     Ardından istikametimiz Barış Manço Müzesi oldu. Çok duygulandım katları gezerken, oturup kalktığı koltuklar, yatağı, çalışma odası, banyosu, tüm yaşam alanı...dışardan göründüğü kadar doğal bir insanmış dedirtti bana. Adam Olacak Çocuk'u kim unutabilir ki...ya şarkılarını, kıyafetlerini...





Hazır Anadolu Yakasındayken, yıllarca gidip önünde çay içtiğim, akşam gezileri yaptığım ama bir türlü içine girmek kısmet olmayan Kız Kulesi, bu sefer girelim diye listeye aldıklarımdandı. Sıramızı bekleyip bindik vapura(yoksa sandalmıydı). Değişik bir histi benim için, o kadar eski yapılar hep beni derin düşüncelere sevk eder. Kimler geldi kimler geçti buradan misali... İçini gezdik, yazılarını, varsayılan hikayeleri okuduk. Ben hep yılanlı olanı bildiğimden kızıma da gitmeden onu anlatmıştım, Yine bol fotoğraf çektirdik, birşeyler yiyip içmeden çıktık. Değdi o kadar sıraya girmeye, çok beğendim ben.
Tabi dar alanda fotoğraf çekmek epey zordu :))

     
                                Karşısına geçip çay içmeden gitmeyelim dedik, adettendir :)

     Yolumuzu karşıya Eminönü tarafına çevirdik ki, oradan listedekilerin çoğunu birarada gezebilelim diye. Arabayla gezmek ne kadar mümkünse tabi, yarım saat park yeri aradık, sonrası tabana kuvvet. İlk olarak Galata ya çıktık. İçine daha önceden girememiştim, bu seferde kısmet olmadı. Sanki tüm Türkiye sözleşmiş, sıraya girmişlerdi Galata Kulesi'nin önünde :)))


     Liste kabarık, sıra çok olunca etrafında birkaç fotoğraf çekinip geçtik Sultanahmet tarafına. Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi'ni gezdik. İyiki dedim Müze Kartı almışım geçen sene, ilk defa işe yaradı, belki 200 kişinin önüne geçirdi bizi, üstelik bir sürü paradanda kurtardı :) Çok büyükmüş içleri, gez gez ayaklarımıza kara sular indi, çok yorulduk ama yine de merakla gezdik. Yıllar olmuştu ben gezeli, çocuk olacak yaştaydım nerdeyse, unutmuşum çoğu yerini. Kızım sayesinde tekrar gezmek nasip oldu.



                              Meşhur Nimet Abladan da biletimizi aldık, bol şans bizeeee :)))
   
                      Denize karşı yapmadan gitmeyelim dediklerimizdendi yukarıdaki :)

      Kalan diğer iki günümüzde de iki ayrı akraba ziyareti yaptık, hem onlarda hasret giderip hem gezdik. Bu arada sık sık şarjımın bitmesi nedeniyle yolumuzu kaybetmemiz, fotoğraf çekememem, arayanlarla iletişim kuramamam canımızdan bezdirince, şu adını bilmediğim ama böyle sokaklarda kalıp şarj ihtiyacı olduğunda, bilmem kaç kez şarj yapan cihazdan alınca derin bir oh çektik. Yandex.Navigasyona basınca heryere götürdü bizi. Avrasya Tünelinden hoşlanmadı kızım, denizin altında olduğumuzdan.
     Karşı tarafta İstanbul Akvaryum a gittik. Yetişkin;70tl, Çocuk;40tl. Yazık yaaa nedir bu kadar para anlamadım. Öğrenci vs. indirimi de yoktu haberiniz olsun. Hediyelik eşya bölümünden hatıra alayım diye göz gezdirinde...minyatür deniz canlıları vs. 50-60tl.den başladığını görür görmez vazgeçtim. Değdiğini bildiğim bir şeye olur diyorum ama gerçekten bazen abartıyorlar. Ben de kendimce protesto ediyorum.



İnkar edemeyeceğim; iyiki girmişiz dedik kızımla. Çok değişik ve ilginç bir atmosfer vardı içeride. Bölüm bölüm ayırmışlar, ilginç şekillerde deniz altı canlılarını nerdeyse doğal diyeceğim şekilde yerler oluşturmuşlardı. En çok Penguenleri izlerken eğlendik. Birde aynalı labirentlerde...Hatta abartıp 4 kere girdik, birbirimizi bulmaya çalıştık kızımla :))) Bir seferinde kızım aynaya bodoslama daldı :)))


Hava çok güzeldi ve daha gezeceklerimiz vardı :( Özellikle listedeki hitimiz diyebileceğimiz Dolmabahçe Sarayı...Beşiktaş taydı, Pazartesi günleri müzelerin kapalı olmasını hesap etmediğimizden içimizde kalarak döndük, bir sonraki sefere inşallah :) 
Dönüş günü erkenden Tuzla ya geçtik. Tuzla Marina, benzeri olan İzmir Forumu gezmiştik ama burası hem daha büyük, hem deniz kıyısıydı ve gerçekten özenilerek yapılmıştı. Alaçatı Sokağının bile düşünülmesi hoşumuza gitti doğrusu. Bir solukta Alaçatı ya gidip gelmiş gibi olduk :)



Her zamanki gibi denizden kopmak çok zor geldi...'yine gelecek biz' diyerek uzaklaştık ama aklımız kalbimiz denizde kaldı.(İstanbul'da değil)