16 Mayıs 2018 Çarşamba

Kızıma Sordum?

    

      Aşağıdaki soruları kızıma ilk olarak 28.03.2012 de sormuşum, yaklaşık 3 buçuk yaşındaymış. İlerleyen yıllarda tekrar sorarım diye düşünmüştüm. Acaba neler değişti bir bakalım dedim ve tekrar sordum. Aradan 6 yıl geçmiş, kızım şimdi 9 buçuk yaşında. Tarih 20.04.2018. İlk cevaplar siyah, yeni cevaplar mavi olanlar :)

En sevdiğin renk ne? -Kırmızı     Mor                                                                                     
En sevdiğin oyuncak ne?  -Ayşe     
Barbie Bebekleri
En sevdiğin meyve ne? -Elma          Çilek, Şeftali, Yenidünya, Muz
En sevdiğin yemek ne? -Tavuk,makarnayla tavuk   Kurufasülye+pilav, Yoğurt ve yoğurt çorbası, Mantı
En sevdiğin tv programı -Çocuk çizgilimini            Yeni Nesil Sinema Filmi
En çok hangi kıyafetini seviyorsun? -Hepsini        Siyah Tayt ve Bluz
En sevdiğin oyun? -Sakkambaç                            JimnastikSaklambaç, Ebelemece, Tombik
En sevdiğin atıştırma yemeği? -Elmalı kurusu      Cips
En sevdiğin hayvan? -Zerba (zebra)                     Zebra, Zürafa, Tilki, Baykuş
En sevdiğin şarkı? -Mini mini bir kuş şarkısı         Selena Gomez den Marşmelo
En sevdiğin kitap ? -Pembe kipap,ablimine (albümüme)    Emilie Babasını Arıyor
 koymak için varya (bebeklik albümünden bahsediyor)      
En iyi arkadaşın kim? - Azra (kuzeni)                                 Defne, Zeynep
En sevdiğin tatlı -Sütlaç                                                      Sütlaç, Künefe
Dışarda yapmayı en çok sevdiğin şey ne? -Oyun oynamak    Bilmediğim yerleri gezmek
Gitmeyi en çok sevdiğin yer? -Park                                 Trabzon Yoroz Plajı
Müzede en çok neyi seviyorsun? -Dinazoooor                Yeni Şeyleri
En sevdiğin içecek? -Gazoz                                             Alkolsüz Meyva Kokteyli
En sevdiğin öğretmenin? -Çiğdem öğretmenim               Hürriyet Öğretmen
Evde ne yapmayı seviyorsun? -Hamur yapmayı             Youtube dan video izlemeyi-yatmayı
Doğum gününde ne yapmak istiyorsun? -Pasta yapmak istiyorum   Paris e gidtmek ve ordan oyuncak almak.
Büyüyünce ne olmak istiyorsun? -Anne,senin gibi anne     Doktor ve Müzisyen
En çok kimi seviyorsun? -Babamla annemi                         Anneannemi, anne ve babamı
En sevdiğin çiçek ne? -Kırmızı çiçek tabi ki                         Papatya ve Gül
Kaç yaşındasın ? – Üç                                                         10
Gözlerin ne renk? -Kafferengi                                              Kahverengi
En çok kimi oynatıyorsun? -Azra yı                                     Defne, Zeynep, Annem
En güçlü kim? -ben                                   Babam
En güzel kim? -ben                                   Ben                                
      

     Bazısı aynı, bazısının arasında ise uçurum var, insanoğlu nasıl da değişiyor, yaş aldıkça tecrübeler artıyor, zevkler değişiyor. Bunu henüz çocuk olan kızımda bile görebiliyorum. Kimbilir birkaç yıl sonra daha neler değişecek kızımın zevklerinde, isteklerinde...

10 Mayıs 2018 Perşembe

Harikalar Diyarı, Kitaplarım ve Ben

     Sanırım 2 hafta oldu, araya başka konular girince yazamadım. Ankara da çocuklu ailelerin tercihi olan Harikalar Diyarı'na gitmek istedik. Kızım 4 yaşlarındayken gitmiştik en son. Çeşitli masal kahramalarının heykellerinin bulunduğu, aynı zamanda yapay gölle çevrili yeşil bir alan, birçok yerine de hem lunapark, hem çocuk parkları yapılmış. Hafta sonu nefes alabileceğimiz, çocuğumuzunda koşup oynayacağı bir tür park olarak tasarlanmış. İçeri daha girmeden dışarıdaki Suriyeli akınını hissettirdi bize ortam ama yine de girdik. Ancak hiç rahat edemedik, genellikle 10 yada 20 kişilik aile gurubu şeklinde, parkın hemen hemen her çim alanında yerlere oturup piknik yapanlarımı ararsınız, o güzelim çizgi film kahramalarının tepesine çıkanımı, yoksa heykelleri tüm gücüyle sallayıp kırmaya çalışanlarımı(üstelik ailelerinin yanında)? Biz eşimle gözlerimizle konuştuk ama kızıma hiçbirşey belli etmedik. Rahat oynasın hava alıp dolaşsın diye ama o küçücük haliyle bile olanların farkına varıp hem aileleri hem çocukları ayıpladı. Etrafa attıkları çöpler için kızdı, oyuncaklara zarar vermelerine söylendi durdu. Hatta durmayıp gitmek istedi. Orada bulunan kafelerde birşeyler yeriz diye düşünmüştük ama oturaklar dahi çok kirliydi. Birer soda-su alıp çıktık parktan. Bunlar bizim vergilerimizden ödeniyor diye söylendim durdum. Parkta Türkiye li iki parmağın sayısını geçmeyecek kadar azdı, bizde bir daha gitmeyiz zaten. Biz çıkarken halen kulaklarımızda, görevlilerin anonsları vardı:'lütfen oyuncaklara tırmanmayın, lütfen oyuncaklara zarar vermeyin, lütfen çöplerinizi çöp kutularına atın...vs.vs.'
     Huzurumuz kaçınca doğru dürüst fotoğrafta çekemedim. Bilmeyenler için int.den alıntı;



     Yeğenim Kırıkkale de okuyor, öyle olunca hem ziyaret yapalım dedik, hem de kendisinin yaptırdığı saça hayranlık duyunca aynısından benimde olsun diye düştük yola :)) Kırıkkale yi pek bilmem ama sene de yaklaşık 2 defa yanından geçeriz, seyahatlerimiz nedeniyle. Bu sefer gezme fırsatımız da oldu, 4 saati kuaförde, gerisini de çarşıda geçirdik. Üniversite olan şehirler genelde gelişiyor, burası da öğrencilerden nasibini almış, şirin bir şehir. Hele Üniversite nin etrafı nasıl cıvıl cıvıl olmuş. Sanırsın sahil kasabası. Bizde yeğenimin tavsiyesi ile Melih Et Mangal da güzel bir ziyafet çektik kendimize. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, harika menüler var, personel çok ilgili ve tertemiz bir mekan. Üstelik çocuklar için epey büyük bir oyun alanı yapmışlar. Yeni saçlarımdan çok memnun kaldım, Mutlu mutlu döndüm Ankara ya :)


     Bu arada Orhan Pamuk-Kırmızı Saçlı Kadın ve Yasmına Khadra-Kaddafi'nin Son Gecesi'ni okudum. İkisinden de çok etkilendim, severek ve bir çırpıda bitirdim. Kaddafi'nin hayatını ve Libya ile ilgili pek çok şey çekti ilgimi, epey araştırdım. Keşke daha uzun olsaydı dedim romanı okurken. Belki vardır uzun soluklu olanı dimi? Hiç aklıma gelmezdi Kaddafi' yi okumak, soğulsun çevirisini yapan İyi geceler küçük Joe sayesinde tanışmış oldum, emeğine sağlık, mükemmel bir anlatımdı :)




7 Mayıs 2018 Pazartesi

Kızım İçin...

     Bu ne kalabalık, bu ne izdiham yarabbim...kısa bir tatil dedik ama herkes te bizimle aynı düşünüp atmışlar kendilerini şehre. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü münasebetiyle 4 gün yaptı izni bize işyerim. Kızım çok uzun zamandır istiyordu. Listemizi yaptık herzamanki gibi. Önce Oyuncak Müze sini gördük. Sunay Akın ın toplayıp biraraya getirdiği, sergilediği binbir çeşit oyuncağı tek tek inceledik. Kendi çocukluğumuza götürdü bizi birçoğu. Dikkatimi ençok Alman oyuncakları çekti. Küçükken mahallemizdeki bazı çocukların elinde gördüğüm, (Almanya da akrabaları olanlarda olurdu) bebeklere bakınca hatıralarım canlandı. O güzel kıvırcık saçlı, kabarık elbiseli bebekler... Benim oyuncak bebeğim hiç olmamıştı ama kendime artık kumaşlardan yaptığım bir sürü bez bebeğim vardı. Örgü örmeyi, onlara etek, bluz vs. örerken öğrenmiştim. El dikişini yine bez bebeklerime diktiğim kıyafetlerle... En mutlu olduğum yıllar gelip geçti gözlerimin önünden.




                       Çıkıştaki hatıra defterine yazmak istedi kızım, hislerini, düşüncelerini.
     Ardından istikametimiz Barış Manço Müzesi oldu. Çok duygulandım katları gezerken, oturup kalktığı koltuklar, yatağı, çalışma odası, banyosu, tüm yaşam alanı...dışardan göründüğü kadar doğal bir insanmış dedirtti bana. Adam Olacak Çocuk'u kim unutabilir ki...ya şarkılarını, kıyafetlerini...





Hazır Anadolu Yakasındayken, yıllarca gidip önünde çay içtiğim, akşam gezileri yaptığım ama bir türlü içine girmek kısmet olmayan Kız Kulesi, bu sefer girelim diye listeye aldıklarımdandı. Sıramızı bekleyip bindik vapura(yoksa sandalmıydı). Değişik bir histi benim için, o kadar eski yapılar hep beni derin düşüncelere sevk eder. Kimler geldi kimler geçti buradan misali... İçini gezdik, yazılarını, varsayılan hikayeleri okuduk. Ben hep yılanlı olanı bildiğimden kızıma da gitmeden onu anlatmıştım, Yine bol fotoğraf çektirdik, birşeyler yiyip içmeden çıktık. Değdi o kadar sıraya girmeye, çok beğendim ben.
Tabi dar alanda fotoğraf çekmek epey zordu :))

     
                                Karşısına geçip çay içmeden gitmeyelim dedik, adettendir :)

     Yolumuzu karşıya Eminönü tarafına çevirdik ki, oradan listedekilerin çoğunu birarada gezebilelim diye. Arabayla gezmek ne kadar mümkünse tabi, yarım saat park yeri aradık, sonrası tabana kuvvet. İlk olarak Galata ya çıktık. İçine daha önceden girememiştim, bu seferde kısmet olmadı. Sanki tüm Türkiye sözleşmiş, sıraya girmişlerdi Galata Kulesi'nin önünde :)))


     Liste kabarık, sıra çok olunca etrafında birkaç fotoğraf çekinip geçtik Sultanahmet tarafına. Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi'ni gezdik. İyiki dedim Müze Kartı almışım geçen sene, ilk defa işe yaradı, belki 200 kişinin önüne geçirdi bizi, üstelik bir sürü paradanda kurtardı :) Çok büyükmüş içleri, gez gez ayaklarımıza kara sular indi, çok yorulduk ama yine de merakla gezdik. Yıllar olmuştu ben gezeli, çocuk olacak yaştaydım nerdeyse, unutmuşum çoğu yerini. Kızım sayesinde tekrar gezmek nasip oldu.



                              Meşhur Nimet Abladan da biletimizi aldık, bol şans bizeeee :)))
   
                      Denize karşı yapmadan gitmeyelim dediklerimizdendi yukarıdaki :)

      Kalan diğer iki günümüzde de iki ayrı akraba ziyareti yaptık, hem onlarda hasret giderip hem gezdik. Bu arada sık sık şarjımın bitmesi nedeniyle yolumuzu kaybetmemiz, fotoğraf çekememem, arayanlarla iletişim kuramamam canımızdan bezdirince, şu adını bilmediğim ama böyle sokaklarda kalıp şarj ihtiyacı olduğunda, bilmem kaç kez şarj yapan cihazdan alınca derin bir oh çektik. Yandex.Navigasyona basınca heryere götürdü bizi. Avrasya Tünelinden hoşlanmadı kızım, denizin altında olduğumuzdan.
     Karşı tarafta İstanbul Akvaryum a gittik. Yetişkin;70tl, Çocuk;40tl. Yazık yaaa nedir bu kadar para anlamadım. Öğrenci vs. indirimi de yoktu haberiniz olsun. Hediyelik eşya bölümünden hatıra alayım diye göz gezdirinde...minyatür deniz canlıları vs. 50-60tl.den başladığını görür görmez vazgeçtim. Değdiğini bildiğim bir şeye olur diyorum ama gerçekten bazen abartıyorlar. Ben de kendimce protesto ediyorum.



İnkar edemeyeceğim; iyiki girmişiz dedik kızımla. Çok değişik ve ilginç bir atmosfer vardı içeride. Bölüm bölüm ayırmışlar, ilginç şekillerde deniz altı canlılarını nerdeyse doğal diyeceğim şekilde yerler oluşturmuşlardı. En çok Penguenleri izlerken eğlendik. Birde aynalı labirentlerde...Hatta abartıp 4 kere girdik, birbirimizi bulmaya çalıştık kızımla :))) Bir seferinde kızım aynaya bodoslama daldı :)))


Hava çok güzeldi ve daha gezeceklerimiz vardı :( Özellikle listedeki hitimiz diyebileceğimiz Dolmabahçe Sarayı...Beşiktaş taydı, Pazartesi günleri müzelerin kapalı olmasını hesap etmediğimizden içimizde kalarak döndük, bir sonraki sefere inşallah :) 
Dönüş günü erkenden Tuzla ya geçtik. Tuzla Marina, benzeri olan İzmir Forumu gezmiştik ama burası hem daha büyük, hem deniz kıyısıydı ve gerçekten özenilerek yapılmıştı. Alaçatı Sokağının bile düşünülmesi hoşumuza gitti doğrusu. Bir solukta Alaçatı ya gidip gelmiş gibi olduk :)



Her zamanki gibi denizden kopmak çok zor geldi...'yine gelecek biz' diyerek uzaklaştık ama aklımız kalbimiz denizde kaldı.(İstanbul'da değil)



24 Nisan 2018 Salı

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun

     Hafta sonu için şehir dışına çıkmayı planlıyorduk (3 günlük tatili kayırmayalım diye) ama kızım okul gösterisinde aldığı görevi nedeniyle gitmek istemedi. Sonuçta toplu bir gösteriydi, bir biz olmasak gösteri iptal olmazdı diye düşünmüştük. Ancak iyiki orda olmuşuz, anaokulu çocuklarından başlayan gösteri, kızımın sınıfı yani 4. sınıflarla son buldu. Herbiri nasıl güzel hazırlanmışlar, nasıl heyecanlıydılar. Yüzlerini seyretmekten gösterilerini izleyemedim doğru düzgün :))) O şirin ve heyecanlı suratlar...neler anlatıyordu bakmayı bilene :)
     Bizim sınıf modern dans gösterisi yaptılar, kırmızılı siyahlı tütülü kostümler içinde uğur böceği gibi zıplayıp durdular ve aylardır çalıştıkları figürleri şahane bir gösteri ile sundular :) Kısacası onlar mutlu= biz mutlu. Tüm çocuklarımıza bu güzel günü armağan eden Mustafa Kemal ATATÜRK' ü saygıyla andık birkez daha :) Nice 23 Nisan'lara...


Bizim ki tutturdu Çocuk Bayramı hediyesi diye. İkna etmek için ne kadar çabalasam da olmadı...kıramadım sonunda aldık istediği oyuncağı. Neymiş efendim 'Anneler, babalar gününde hediye alınıyormuş ta neden çocuk gününde alınmıyormuş, haksızlıkmış vs.' :)))
Bu arada ne güzel geldi 3 gün tatil...tadına doyamadım resmen ve bekliyorum bakalım önümüzdeki İşçi Bayramı salıya geliyor, Pazartesi ni de tatil yapsınlar diye...yakışır şöyle bir dört gün dimi :))
Geçen hafta aldığım Üç Kız Kardeş-İclal AYDIN'ın kitabını 3 günde okuyup bitirdim. İlk sayfalarda kendi yazılarıma benzettim anlatım şeklini,'bu ne yaaa ben gibi olduğu gibi yazmış, his yok bişey yok' deyiverdim, sonra bir sardı... son 15 sayfayı 3.güne bıraktım, sırf bitmesin diye :))) Benimde 2 ablam var ve çok çalkantılı, inişli çıkışlı bir hayatımız oldu geçmişte. Çokça benzer buldum bu hikayeyle bizim hayatımızı.

Ondan önce  Toprak Ana'yı okumuştum iş yerinde, Oda bir çırpıda birmişti ve yine beğenerek okumuştum. Aslında Cengiz Aytmatov'un bir sürü kitabını okumuştum 20 li yaşlarda ama bunu gözden kaçırmışım demek.

(Alıntı fotoğraf)

16 Nisan 2018 Pazartesi

Özgürlük=Hafta Sonu

     Aylık günümüz vardı iş arkadaşlarımla. Hepsininde kızları var, yaşları birbirlerine yakın. Haliyle çocuklarda eğleniyor bizim gibi :) Günümüzü kahvaltı şeklinde yapıyoruz ama mekan sıkıntısı çekmiyor değiliz. Herkesin arabası olmayınca zor oluyor şöyle değişik mekanlara gidilemiyor. Bu haftaki hoşuma gitti, açık hava ve daha sessiz bir mekandı. Konuştuğumuzu anlayabilince sohbette keyifli hale geldi. Mekan Baattin Cafe. Akşam üzeri aynı kafeye oturunca farkettim burası gençlerin mekanıymış :)))


     Ardından biraz alışveriş yapalım dedik arkadaşlarla, kızları oyun alanına bırakıp kaçtık. Uzun zaman sonra kendime de birşey aldım. Çünkü ne zaman avm ye gitsek sadece kızıma alışveriş yapıp çıkmış oluyoruz.
     Akşam saatleri için aynı avm de kızımın Bilkent'ten eski arkadaşı ve annesi ile buluşma ayarlamıştık. Onlar gelene kadar kızım 9 doğurdu resmen ne zaman gelecekler diye :)) Kavuşma ve ayrılma anları hiç abartısız Türk Filmi sahnelerinden çalıntıydı. Arkadaşının annesi sinirlenmeye başlamıştı ama ben resmen güldüm hallerine. Çok seviyorlar birbirlerini, inşallah hiç ayrılmazlar, öyle tatlılardı ki...
      Ertesi gün akşam üstüne kadar temizlik ve yemek pişirmekle geçti. Hava kararmadan mahallede biraz turladık kızımla, çok iyi geldi, çiçek böcek kovaladık, özgürlüğün son saatleri diye zaman geçsin istemedik...

 

10 Nisan 2018 Salı

Sıla

     Biz döndük, çok üzgünüm...anacığımı babacığımı bıraktım gözü yaşlı...Allah başka ayrılıklar vermesin diyerek teselli ediyorum kendimi 💗
     Biraz önce çektiğim fotoğrafları yükledim bilgisayara, tek tek baktım herbirine, videoları izledim yeni baştan. İçim cız etti, şimdiden çok özledim hem onları, hem memleketimi. Eşimle, ne işimiz var Ankara da diye diye geldik bütün yolu. Sevmiyoruz ama emekliliği bekleyeceğiz mecburen. Sizlerde görün istiyorum o güzellikleri...

                                     Orada yediğim dutların lezzetini hiçbiryerde almadım.
     Giderken kızımın kuzenini de aldık götürdük. Küçücük çocuk bile hayran kaldı köyümüze. Toprakla otla böcekle bütünleşti bütün gün. Biz annemle tarla yapıp gübrelerken, onlarda huzurla yola yatıverdiler karşı evleri izleyerek :)
                                                      Tepelere tırmanıp çiçek topladılar.

                                             Anacığımı lahana çiçeklerinin içinde çektim :)

                                                        Ayasofya yı gezdik hep beraber.

          Atatürk'ün Köşkünü ziyaret ettik. Türk halkına tüm mal varlığını armağan ettiği Vasiyet Odasına baktık dakikalarca. Nasıl duygu ve düşüncelerle yazmış diye geçirdim içimden. Böyle bir lider daha gelmedi dünyaya...
     Oradan da 1856 dan buyana hizmet veren meşhur  tarihi Kalkanoğlu Pilavcısına götürdü bizi babam. Trabzon'a giderseniz uğramadan dönmeyin, gerçekten çok lezzetliymiş, ününü hakediyor :)
   
     Bunca yıldır giderim memeleketime ama bir türlü kısmet olmamıştı Hamsiköy'e gitmek. Hadi dedik bu sefer bizde tadına bakalım meşhur sütlacının. Ay Nisan olunca buralarda henüz karın kalkmadığını, buz gibi soğuğun iliklerimize işlediğini de deneyimlemiş olduk. Annem bol bol ısırgan otu topladı, ellerine batan iğnelerin acısı 2 gün sürdü :))) Sütlaça gelince, beklediğimiz gibi inanılmaz değildi, bildiğiniz sütlaç işte ama tabi çimlerin arasında gezinen ineklerden sağılan taze sütten yapılmış olması bizi cezbeden tarafıydı.
     Hem annemin köyüne, hem babamın köyüne gittik ayrı günlerde. Tarla kazıp fasülye, bezelye, kabak ektik annemle. Piknik yaptık fındık bahçelerinde :) Hatta sahilde bile piknik yaptık, sanki herşeyi yapıp depolanıyormuş gibi yaşadıklarımız. İnsan şehire işe strese döndüğünde yine aynı özlemle yanıp tutuşuyor, sanki hiç gitmemişiz gibi...
     Annem çocuklar sevinsin diye ateş yaktı bahçede, çalı çırpı topladık bir sürü attık üzerine. Çimlere uzanıp çıtırtısını dinledik hepberaber. Babam kiraz fidesi dikti, inşallah büyüyüp dalından yemek nasip olur hepimize.




     Boynumuz bükük veda ettim sevdiklerimize ve memleketime. Bir daha gelicez biz dedik...


         

1 Nisan 2018 Pazar

1 Nisan

     Bu yaşlar ne güzeldir, değerini bilmek gerek...En olgun, en bilincinde yaşlar...En son 41 kere maşallah dediğimi hatırlıyorum kendime :)) Ne çabuk 45 oldum bilemedim. Oysa sindire sindire yaşamak istiyorum bu yılları. Zaman...zalim zaman çok hızlı akıp gidiyorsun elimden.


     Sevdiklerimle olmak hep 1. dileğim oldu, Allah bana ve sevdiklerime sağlık, mutluluk versin, yokluklarını aratmasın inşallah :)